Bir cümleyi önce İngilizce kurup sonra Türkçeye çevirdiğini fark ettiğin oldu mu? Garip bir şekilde, o cümle sana ait gelmez. Bir şey kaybolmuştur — ton, ritim, o küçük espri payı.
Yapay zekâ dünyasında da benzer bir şey yaşanıyor. Çoğu büyük model, en çok İngilizce metinle beslenerek büyüdü. Türkçeyi de öğrendi, ama bazen bir yabancı gibi konuşuyor: doğru ama ruhsuz, kurallı ama tanıdık değil.
Dil sadece kelime değil, bir bakış açısıdır
Türkçenin kendine has bir mantığı var: fiil sona gelir, anlam cümlenin sonuna doğru toplanır, bir tek ekle koca bir duygu değişir ("gel" ile "gelsene" arasındaki fark gibi). Bu ince yapıyı tam kavramayan bir sistem, cümleyi kurar ama o cümlenin içindeki nüansı kaçırır.
Bu yüzden Türkçe düşünüp Türkçe üreten bir sistemle çalışmak, sadece "çeviri hatası olmasın" meselesi değil. Fıkranın nereye vurgu yapması gerektiğini, bir atasözünün neden o kelimeyle bittiğini, bir annenin çocuğuna nasıl seslendiğini bilmek meselesi.
Kültür, dilin içine gizlenmiştir
"Gönlünce" kelimesini İngilizceye tam çeviremezsin. "Helal olsun" başka bir dilde aynı sıcaklıkla durmaz. Bir dil sadece iletişim aracı değil, bir milletin yüzyıllardır biriktirdiği bakış açısının taşıyıcısıdır. Türkçe üreten bir yapay zekâ, sadece doğru yazım kurallarını değil, bu bakış açısını da bir nebze taşımalı.
Eflatun AI'da Türkçe bir bahane değil, merkez
Eflatun AI'yı kurarken önceliğimiz buydu: Türkçeyi sonradan eklenen bir dil değil, konuşmanın kendisi yaptık. Bir metin yazarken, bir görsel için istem kurarken, sistemin seni gerçekten anladığını hissetmen için.
Bir göçmenin yıllar sonra bile rüyalarını ana dilinde gördüğü söylenir. Dil, en derin katmanlara kadar iniyor demek ki. Bir aracın seninle o katmanda konuşabilmesi, sana sadece doğru cevaplar değil, tanıdık bir sıcaklık da veriyor.
Bunu görmenin en iyi yolu denemek — Eflatun AI'da Türkçe bir istemle başla, farkı kendin hisset.
Eflatun AI
Akademi ekibi — yapay zekayı herkes için anlaşılır kılmak üzere yazıyor.